|
Namaz'ı Neden Bu Beş Vakitte Kılıyoruz? Ey birader! Benden, namazın şu muayyen
beş vakte hikmet-i tahsisini soruyorsun. Pek çok hikmetlerinden yalnız
birisine işaret ederiz. Evet herbir
namazın vakti, mühim bir inkılab başı olduğu gibi, azîm
bir tasarruf-u İlahînin âyinesi ve o tasarruf
içinde ihsanat-ı külliye-i İlahiyenin
birer ma'kesi olduğundan, Kadîr-i Zülcelal'e o vakitlerde daha ziyade tesbih
ve ta'zim ve hadsiz nimetlerinin iki vakit
ortasında toplanmış yekûnüne karşı şükür ve hamd demek olan namaza emredilmiştir.... Dördüncü Nükte: Nasılki haftalık bir
saatin saniye ve dakika ve saat ve günlerini sayan milleri birbirine
bakarlar, birbirinin misalidirler ve birbirinin hükmünü alırlar. Öyle de; Cenab-ı Hakk'ın bir saat-ı kübrası olan şu âlem-i dünyanın saniyesi hükmünde olan
gece ve gündüz deveranı ve dakikaları sayan seneler ve saatleri sayan tabakat-ı ömr-ü insan ve
günleri sayan edvar-ı ömr-ü âlem birbirine
bakarlar, birbirinin misalidirler ve birbirinin hükmündedirler ve birbirini
hatırlatırlar. Meselâ: Fecir zamanı, tulûa kadar, evvel-i bahar zamanına, hem insanın
rahm-ı madere düştüğü âvânına,
hem semavat ve arzın altı gün hilkatinden birinci
gününe benzer ve hatırlatır ve onlardaki şuunat-ı İlahiyeyi ihtar eder. Zuhr zamanı
ise, yaz mevsiminin ortasına, hem gençlik kemaline, hem ömr-ü
dünyadaki hilkat-ı insan devrine benzer ve işaret eder ve onlardaki tecelliyat-ı rahmeti ve füyuzat-ı
nimeti hatırlatır. Asr zamanı
ise, güz mevsimine, hem ihtiyarlık vaktine, hem âhirzaman
Peygamberinin (Aleyhissalâtü Vesselâm) asr-ı saadetine benzer ve onlardaki şuunat-ı
İlahiyeyi ve in'amat-ı Rahmaniyeyi ihtar eder. Mağrib zamanı
ise, güz mevsiminin âhirinde pekçok mahlukatın
gurubunu, hem insanın vefatını, hem dünyanın kıyamet ibtidasındaki
harabiyetini ihtar ile, tecelliyat-ı celaliyeyi ifham ve beşeri gaflet uykusundan uyandırır, ikaz eder. İşâ' vakti
ise, âlem-i zulümat, nehar
âleminin bütün âsârını siyah kefeni ile
setretmesini, hem kışın beyaz kefeni ile ölmüş yerin yüzünü örtmesini, hem
vefat etmiş insanın bâkiye-i âsârı dahi vefat edip nisyan perdesi altına
girmesini, hem bu dâr-ı imtihan olan dünyanın bütün bütün
kapanmasını ihtar ile Kahhar-ı Zülcelal'in celalli tasarrufatını ilân eder. Gece vakti ise, hem kışı, hem kabri, hem âlem-i Berzahı ifham ile, ruh-u beşer rahmet-i
Rahman'a ne derece muhtaç olduğunu insana hatırlatır. Ve gecede teheccüd ise, kabir gecesinde ve Berzah karanlığında ne
kadar lüzumlu bir ışık olduğunu bildirir, ikaz eder ve bütün bu inkılabat içinde Cenab-ı Mün'im-i Hakikî'nin nihayetsiz nimetlerini ihtar ile ne
derece hamd ü senaya müstehak
olduğunu ilân eder. İkinci sabah ise, sabah-ı haşri
ihtar eder. Evet şu gecenin sabahı ve şu kışın
baharı, ne kadar makul ve lâzım ve kat'î ise, haşrin sabahı da, Berzahın baharı da o kat'iyyettedir. Demek bu beş vaktin herbiri,
bir mühim inkılab başında olduğu ve büyük inkılabları ihtar ettiği gibi; kudret-i Samedaniyenin tasarrufat-ı azîme-i yevmiyesinin işaretiyle; hem senevî, hem asrî,
hem dehrî, kudretin mu'cizatını
ve rahmetin hedâyâsını hatırlatır. Demek asıl
vazife-i fıtrat ve esas-ı ubudiyet ve kat'î borç
olan farz namaz, şu vakitlerde lâyıktır ve ensebdir. Beşinci Nükte: İnsan fıtraten gayet zaîftir.
Halbuki her şey ona ilişir, onu müteessir ve müteellim eder. Hem gayet âcizdir.
Halbuki belaları ve düşmanları pek çoktur. Hem gayet
fakirdir. Halbuki ihtiyacatı
pek ziyadedir. Hem tenbel ve iktidarsızdır. Halbuki hayatın tekâlifi gayet ağırdır. Hem insaniyet onu
kâinatla alâkadar etmiştir. Halbuki sevdiği, ünsiyet
ettiği şeylerin zeval ve firakı, mütemadiyen onu incitiyor. Hem akıl ona
yüksek maksadlar ve bâki
meyveler gösteriyor. Halbuki eli kısa, ömrü kısa,
iktidarı kısa, sabrı kısadır. İşte bu vaziyette bir ruh, fecir
zamanında bir Kadîr-i Zülcelal'in,
bir Rahîm-i Zülcemal'in dergâhına niyaz ile namaz
ile müracaat edip arzuhal etmek, tevfik ve meded istemek ne kadar elzem ve peşindeki gündüz âleminde
başına gelecek, beline yüklenecek işleri, vazifeleri tahammül için ne kadar
lüzumlu bir nokta-i istinad olduğu bedaheten
anlaşılır. Ve Zuhr
zamanında ki, o zaman, gündüzün kemali ve zevale meyli ve yevmî işlerin âvân-ı tekemmülü ve meşâgılin tazyikından muvakkat bir istirahat zamanı ve fâni
dünyanın bekasız ve ağır işlerin verdiği gaflet ve sersemlikten ruhun
teneffüse ihtiyaç vakti ve in'amat-ı İlahiyenin tezahür ettiği bir andır. Ruh-u beşer, o
tazyikten kurtulup, o gafletten sıyrılıp, o manasız ve bekasız şeylerden
çıkıp Kayyum-u Bâki olan Mün'im-i
Hakikî'nin dergâhına gidip el bağlayarak, yekûn nimetlerine şükür ve hamd edip ve istiane etmek ve celal ve azametine karşı
rükû ile aczini izhar etmek ve kemal-i bîzevaline
ve cemal-i bîmisaline karşı secde edip hayret ve
muhabbet ve mahviyetini ilân etmek demek olan zuhr
namazını kılmak; ne kadar güzel, ne kadar hoş, ne kadar lâzım ve münasib olduğunu anlamayan insan, insan değil... Asr vaktinde ki o vakit, hem güz mevsim-i hazînanesini ve ihtiyarlık halet-i mahzunanesini ve âhirzaman mevsim-i elîmanesini
andırır ve hatırlattırır. Hem yevmî işlerin neticelenmesi zamanı, hem o günde
mazhar olduğu sıhhat ve selâmet ve hayırlı hizmet gibi niam-ı
İlahiyenin bir yekûn-ü azîm
teşkil ettiği zamanı, hem o koca Güneşin ufûle
meyletmesi işaretiyle; insan bir misafir memur ve her şey geçici, bîkarar
olduğunu ilân etmek zamanıdır. Şimdi ebediyeti isteyen ve ebed
için halkolunan ve ihsana karşı perestiş eden ve
firaktan müteellim olan ruh-u insan, kalkıp abdest
alıp şu asr vaktinde ikindi namazını kılmak için Kadîm-i Bâki ve Kayyum-u Sermedî'nin
dergâh-ı Samedaniyesine arz-ı münacat ederek,
zevalsiz ve nihayetsiz rahmetinin iltifatına iltica edip, hesabsız
nimetlerine karşı şükür ve hamd ederek, izzet-i rububiyetine karşı zelilane
rükûa gidip, sermediyet-i uluhiyetine karşı mahviyetkârane secde ederek, hakikî bir teselli-i kalb, bir rahat-ı ruh bulup huzur-u kibriyasında
kemerbeste-i ubudiyet olmak demek olan asr namazını kılmak, ne kadar ulvî bir vazife, ne kadar münasib bir hizmet, ne kadar yerinde bir borc-u fıtrat eda etmek, belki gayet hoş bir saadet elde
etmek olduğunu; insan olan anlar. Mağrib vaktinde ki o zaman, hem kışın başlamasından yaz
ve güz âleminin nazenin ve güzel mahlukatının veda-i
hazînanesi içinde gurub
etmesinin zamanını andırır. Hem insanın vefatıyla bütün sevdiklerinden bir
firak-ı elîmane içinde ayrılıp kabre girmek
zamanını hatırlatır. Hem dünyanın zelzele-i sekerat
içinde vefatıyla, bütün sekenesi başka âlemlere göçmesi ve bu dâr-ı imtihan
lâmbasının söndürülmesi zamanını andırır, hatırlatır ve zevalde gurub eden mahbublara perestiş
edenleri şiddetle ikaz eder bir zamandır. İşte akşam namazı için böyle bir
vakitte, fıtraten bir Cemal-i Bâki'ye âyine-i müştak olan ruh-u beşer, şu
azîm işleri yapan ve bu cesîm âlemleri çeviren, tebdil eden Kadîm-i Lemyezel ve Bâki-i Layezal'in
arş-ı azametine yüzünü çevirip bu fânilerin üstünde "Allahü
Ekber" deyip onlardan ellerini çekip hizmet-i
Mevlâ için el bağlayıp Daim-i Bâki'nin huzurunda kıyam edip
"Elhamdülillah" demekle; kusursuz kemaline, misilsiz cemaline,
nihayetsiz rahmetine karşı hamd ü sena edip İYYAKE
NA’BUDU VE İYYAKE NESTAİN demekle, muinsiz rububiyetine,
şeriksiz uluhiyetine, vezirsiz saltanatına karşı arz-ı ubudiyet ve istiane
etmek, hem nihayetsiz kibriyasına, hadsiz kudretine
ve acizsiz izzetine karşı rükûa gidip bütün kâinatla beraber za'f ve aczini, fakr ve
zilletini izhar etmekle, SUBHANE RABBİYEL AZİM deyip Rabb-ı Azîm'ini tesbih edip;
hem zevalsiz cemal-i zâtına, tegayyürsüz sıfât-ı kudsiyesine, tebeddülsüz kemal-i sermediyetine
karşı secde edip hayret ve mahviyet içinde terk-i masiva
ile muhabbet ve ubudiyetini ilân edip, hem bütün fânilere bedel bir Cemil-i
Bâki, bir Rahîm-i Sermedî bulup, SUBHANE RABBİYEL A’LA demekle
zevalden münezzeh, kusurdan müberra Rabb-i A'lâsını takdis etmek;
sonra teşehhüd edip, oturup bütün mahlukatın tahiyyat-ı mübarekelerini ve
salavat-ı tayyibelerini kendi hesabına o Cemil-i Lemyezel ve Celil-i Lâyezal'e
hediye edip ve Resul-i Ekrem'ine selâm etmekle biatını
tecdid ve evamirine itaatını izhar edip ve imanını tecdid
ile tenvir etmek için şu kasr-ı kâinatın intizam-ı hakîmanesini müşahede edip Sâni'-i
Zülcelal'in vahdaniyetine şehadet
etmek; hem saltanat-ı rububiyetin dellâlı ve mübelliğ-i marziyatı ve kitab-ı kâinatın
tercüman-ı âyâtı olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'ın risaletine
şehadet etmek demek olan mağrib
namazını kılmak ne kadar latif, nazif bir vazife,
ne kadar aziz, leziz bir hizmet, ne kadar hoş ve güzel bir ubudiyet, ne kadar
ciddî bir hakikat ve bu fâni misafirhanede bâkiyane
bir sohbet ve daimane bir saadet olduğunu anlamayan
adam, nasıl adam olabilir! İşâ'
vaktinde ki o vakit, gündüzün ufukta kalan bâkiye-i âsârı dahi kaybolup, gece
âlemi kâinatı kaplar. MUKALLİBUL LEYLİ VENNEHAR olan Kadîr-i Zülcelal'in o beyaz sahifeyi bu siyah sahifeye
çevirmesindeki tasarrufat-ı Rabbaniyesiyle
yazın müzeyyen yeşil sahifesini, kışın bârid beyaz
sahifesine çevirmesindeki MUSAHHİRUŞŞEMSİ VEL KAMER olan Hakîm-i Zülkemal'in icraat-ı İlahiyesini
hatırlatır. Hem mürur-u zamanla ehl-i kuburun
bâkiye-i âsârı dahi şu dünyadan kesilmesiyle bütün bütün
başka âleme geçmesindeki Hâlık-ı Mevt ve Hayat'ın şuunat-ı İlahiyesini andırır.
Hem dar ve fâni ve hakir dünyanın tamamen harab
olup, azîm sekeratıyla vefat edip, geniş ve bâki ve
azametli âlem-i âhiretin inkişafında Hâlık-ı Arz ve Semavat'ın tasarrufat-ı celaliyesini ve tecelliyat-ı cemaliyesini andırır,
hatırlattırır bir zamandır. Hem şu kâinatın Mâlik ve Mutasarrıf-ı Hakikîsi, Mabud ve Mahbub-u Hakikîsi o
zât olabilir ki; gece gündüzü, kış ve yazı, dünya ve âhireti,
bir kitabın sahifeleri gibi sühuletle çevirir, yazar bozar, değiştirir. Bütün
bunlara hükmeder bir Kadîr-i Mutlak olduğunu isbat
eden bir vaziyettir. İşte nihayetsiz âciz, zaîf,
hem nihayetsiz fakir, muhtaç, hem nihayetsiz bir istikbal zulümatına
dalmakta, hem nihayetsiz hâdisat içinde çalkanmakta olan ruh-u beşer, yatsı
namazını kılmak için şu manadaki işâ'da İbrahimvari Demek şu beş vakit, herbiri
birer inkılab-ı azîmin işaratı ve icraat-ı cesîme-i Rabbaniyenin
emaratı ve in'amat-ı
külliye-i İlahiyenin alâmatı
olduklarından; borç ve zimmet olan farz namazın o zamanlara tahsisi, nihayet
hikmettir... *
* * Detaylı Bilgi İçin ispartanur@ispartanur.net |